Bir sınırda savaş çıkarken başka bir bölgede yeni bir imparator ilan ediliyorsa, tek saraydan yönetim giderek zorlaşır. Roma’nın üçüncü yüzyılda karşılaştığı sorunlardan biri buydu. Diocletianus’un cevabı, yalnızca daha fazla görevli atamak değil, imparatorluk yetkisini birkaç hükümdar arasında paylaşmaktı.
Tetrarşi kelimesi “dörtlü yönetim” anlamına gelir. Roma bağlamında dört eşit, birbirinden bağımsız devlet demek değildir. Ortak bir imparatorluğu yöneten iki kıdemli hükümdar ile onların iki genç meslektaşından oluşan bir düzeni anlatır. Sistemin tam biçimi 293’te ortaya çıktı.
Augustus ile Caesar arasındaki fark
Bu dönemde Augustus, kıdemli imparatorun unvanıydı. Caesar ise yönetim ve savaş sorumluluğu üstlenen daha genç meslektaşı ve tasarlanan halefiydi. Buradaki Caesar, yalnızca Julius Caesar adlı tarihi kişiyi değil, bir makamı ifade eder.
İlk Tetrarşi’nin düzeni şöyleydi:
| Kıdemli hükümdar | Genç meslektaşı | Yönetimin genel yönü |
|---|---|---|
| Diocletianus | Galerius | Doğu bölgeleri |
| Maximianus | Constantius Chlorus | Batı bölgeleri |
Bu tabloyu sabit ülke sınırları gibi okumamak gerekir. Asıl amaç, askeri ve idari sorumluluğu paylaşmak ve iktidar değişimini planlamaktı. British Museum’un Tetrarşi araştırması, 293’te kurulan düzeni istikrar arayışı içinde ele alır.
Neden yalnızca bir başkent yetmiyordu?
Roma dünyası çok genişti; haberlerin ve orduların hareketi zaman alıyordu. Bir imparatorun tehlike bölgesine yakın bulunması, yerel bir komutanın tek başına öne çıkmasını da zorlaştırabilirdi. Hükümdarların farklı merkezlerde bulunması bu yüzden bir zayıflık işareti olmaktan çok, mesafeyi yönetme girişimiydi.
İstanbul gezisi açısından ilginç nokta şudur: Doğuya yöneliş Konstantin’in 330’daki açılış töreniyle birden başlamadı. Daha önce de imparatorlar doğudaki merkezlerden yönetiyordu. Diocletianus’un Nikomedia, yani bugünkü İzmit ile ilişkisi, yeni başkent hikâyesinin Marmara çevresindeki daha geniş arka planını hatırlatır.
Bu şehirleri tek günlük bir “Tetrarşi rotası” gibi birleştirmeye çalışmak yerine, İstanbul’da okuduğunuz tarihi genişleten bir harita olarak düşünmek daha kullanışlıdır. Bugünkü ulaşım süreleri ile antik idari ilişkiler aynı şey değildir.
Planlı haleflik neden işlemedi?
Diocletianus ve Maximianus 305’te çekildiğinde, kıdemsiz hükümdarların yükselmesi ve yeni yardımcıların atanması öngörülüyordu. Sistem kişisel gücü kurala bağlama iddiasındaydı. Ancak orduların desteği, aile bağları ve farklı adayların meşruiyet iddiaları bu sırayı bozdu.
Constantius’un ölümünden sonra oğlu Konstantin’in öne çıkması, hükümdarlığın aile içinde devam etmesi beklentisinin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Diğer adayların da sahneye çıkmasıyla iki Augustus ve iki Caesar’dan oluşan düzen giderek çözüldü. Dönemi inceleyen Oxford çalışması, sistemin kuruluşu ile 305 sonrasındaki dağılma sürecini ayrı ele alır.
Sonucu “dört kişi anlaşamadı” diye özetlemek eksik kalır. Görev paylaşımı yaratmak mümkündü; fakat bir ordu kendi komutanını imparator ilan ettiğinde herkesin aynı haleflik kuralını kabul etmesini sağlamak çok daha zordu.
İstanbul ile doğrudan bağlantısı
Konstantin, bu rekabetin içinden çıkarak 324’te tek hükümdar oldu. Ardından eski Byzantion’u yeni başkent olarak geliştirdi. Konstantin rehberimiz, bu noktadan başlayıp 330’daki Konstantinopolis açılışına ve Çemberlitaş’a uzanıyor.
Dolayısıyla Tetrarşi’yi İstanbul’dan kopuk bir Roma konusu olarak görmek gerekmiyor. Hikâye, iktidarın nerede toplandığı ve geniş bir imparatorluğun nasıl yönetildiği sorularını açıklıyor. İstanbul’un başkent oluşunu anlamak için yararlı olan da tam olarak bu bağlam.
Bir müze eserine bakarken
İmparator tasvirlerinde yüz benzerliği kadar duruş, kıyafet ve hükümdarların birlikte gösterilmesi de önemlidir. Tetrarşi’nin görsel dili, tek tek kişilerin karakterinden çok ortak düzeni anlatmak isteyebilir. British Museum’daki bir Diocletianus sikkesi, dört hükümdarı birlikte gösteren bir örnektir.
Müzede benzer bir eserle karşılaşırsanız önce etiketteki tarih ve darphane bilgisini okuyun. “Roma eseri” demek hikâyenin yalnızca başlangıcıdır. Hangi hükümdarın hangi unvanla gösterildiği, küçük bir sikkeyi dönemin siyasal haritasına çevirebilir.
